Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Ahlak

Salı, Şubat 26, 2013
Bobileri bilip takip edenler "Bu monteyi koymazsam ölürüm" konu başlığına da aşinadır mutlaka. İşte o konu başlığından esinlenerek bu yazıyı yazmazsam ölürüm diyorum. Yakın zamanda sinirimi bozan, midemi bulandıran, insanlara ve insanlığa olan inancımı kıran bir yığın konuya değinmek istiyorum. İçimde kalmasın hem zaten içimizde tutamadıklarımızı yazmıyor muyuz buralara. Elbette hepsini yazacak zamanım yok. Şimdilik iki tanesine değineyim. İçimde döndürüp durduğum ve bünyemin kabul etmediği bu iki şeyi kusmuş olurum belki. Belki bir parça rahatlarım.



Birincisi Emre Belözoğlu. Bu dengesizin vukuatları artık yordu bizi. Sapık. Hasta. Utanmaz. Yalancı. Bıktık ! Bıktık abi yeter ! Onu bu ülkeye defalarca getiren de en az onun kadar suçlu ve sorumlu. İngilterede oynadığı kısa süre içerisinde adı bir çok kez ırkçılıkla anılan, utanıp pişmanlık duyacağı yerde bir başka siyahi futbolcuya da maymun dediği için Daily Mirror gazetesinin kovulması yönünde kampanya başlattığı, İngiltere'de oynayamayacak duruma geldiği için Fenerbahçeye transfer edilen, geçen yıl Trabzonsporlu Zokora'ya yönelik sarfettiği ırkçı küfürle haftalarca gündemi meşgul eden, ağzından küfürü hiç düşürmeyen, seyirciye ve basına el kol işaretleri yapan, yaptıklarından utanmayan agresif ve ahlaksız bir insanı defalarca transfer eden de, onu takımın kaptanı yapan da, onu savunan da, onu milli takıma çağıran da en az onun kadar ahlaksızdır. Zeki desen değil, ahlaklı desen hiç değil... Atatürk'ün bile sevmediği bir sporcuyu milli takımın kaptanı yapıyorlar... Gençler onu örnek alıp gerekli mercilere küfrediyorlardır eminim.





Sinirimi bozan ikinci olay bir yarışma programında gerçekleşti. Tamer Karadağlı'nın sunduğu Güven Bana adlı yarışma programı bana göre bir yarışmadan öte insanların fareler gibi kullanıldığı bilimsel bir deney. Programa laf çakmıyorum hayır. Ama amacı konusunda şüphelerim var. Sanki insanlığın öldüğünü kanıtlamak isteyen bir akademisyen böyle bir düzenek kurmuş da bin kez denedikten sonra ortaya çıkan verilerle bir sonuca varacak. Hani okulda koca bir dönem anlatılanların ne derece öğrenildiği sınavlarla ölçülür ya işte aşk, ahlak, adalet, merhamet, güven, dostluk, inanç ve daha binlerce değerimizin paramparça edildiği tüm magazin programlarının bu değerlerimizi ne kadar parçalayabildiğini ölçen sınav da bu yarışma programıdır bence. Videoyu izlediğimde kendimi çok kötü hissettim. Yunus Emre diyor ya ; Aşkın pazarında canlar satılır Satarım canımı alan bulunmaz Yunus öldü deyu sela verirler Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez. Bunun üzerine düşündürdü beni. Dünya ne dünyası? Aşk pazarı mı ? Hayvan pazarı mı ? Bir araba kazası olsa ve arabayı süren adam ölse. Diğer insanlar da tutup adamı bir kenara fırlatsa arabayı gömseler. Arabanın arkasından ağlasalar. Çok değerli bir araba olduğunu, şöyle güzel özellikleri vardı, böyle hızlı giderdi, öyle genişti... diye öve öve bitiremeseler.. Çok garip olurdu değil mi ? Peki bedenimiz, ruhumuzun kullandığı bir araba değil mi ? Bizim için hangisi değerli? Ruh mu beden mi ? Aşk, ahlak, mertlik, inanç, dürüstlük, güven, dostluk... tüm bu değerlerin ruha ait özellikler olduğunu biliyorsak ve buna rağmen videoda gördüğümüz insancığa benzeyenler yaptıklarının doğruluğundan zerre şüphe duymuyor , vicdanen kendilerini kötü hissetmiyor ve gerçekten insan olanlardan daha fazla özgüvene sahip olabiliyorlarsa bu dünya aşk pazarı olamaz. Olsa olsa mal pazarı olur. Dünyayı kim ne nasıl bu hale getiriyor sormayalım mı ? Bir kağıt parçasına her işi yaptıran sihrin kaynağı insanların paraya olan iman güçleridir.


Son olarak.

"Kıyamet günü, müminin terazisinde, güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur. Allah teâlâ, çirkin konuşan ve ne konuştuğunu bilmeyenlerden nefret eder." - Hz Muhammed (S.A.V)
Read On 5 Yorum

Longboard Girls Crew

Perşembe, Şubat 21, 2013


İsimlerini daha önce duydunuz mu ya da videolarına rastladınız mı bilmiyorum ama size "Longboard Girls Crew" adlı gruptan bahsetmek istiyorum bu yazıda. "Kaykaycı Kızlar" adlarının tam karşılığı değil mâmafih bunlar bildiğiniz "Kaykaycı Kızlar" . Ben iki üç yıl önce bir video ile haberdar oldum kendilerinden. İlk izlediğimde farkettiğim şey videonun insana müthiş bir enerji veriyor olduğuydu. Aklımda yazmak yoktu ama bugün uzun bir aradan sonra tekrar izledim ve ilk izlediğimde farkettiğim etkiyi tekrar hissedince belki bir başkasını da içine düştüğü kuyudan, sarılıp saklandığı melankoliden kurtarır diyerek yazmaya ve videoyu paylaşmaya karar verdim. Neden bizim de kaykayımız yok neden bizim de yollarımız güzel değil gibi kuyunun dibine çeken soru ve muhabbetlere hiç girmeyelim. Zaten bu yazıyı paylaşma amacımla da çelişecektir o konulardan bahsetmek. Çok uzatmak istemiyorum. Grubun kurucuları olan ve videoda göreceğiniz kızlar İspanyol. Bununla birlikte bir çok ülkede destekçisi mevcut. Kaykayın yaygın olarak kullanıldığı ülkelerde bu işin en iyilerinin erkekler olduğu görüşü hakim olacak ki grup bu önyargıyı yok etmeyi amaç edinmiş. Kırmızı şirin bir Volkswagen (Arabalar konusunda cahilim ama 64 model Deluxe Microbus Chameleon olabilir) ile yollara düşüp ülkenin değişik yerlerinde kaymaya gidiyorlar. Eğlendiklerinden hiç şüphem yok .

Şurada bir siteleri http://longboardgirlscrew.com/
Burada Facebook adresleri https://www.facebook.com/longboardgc
Orada da twitter hesapları https://twitter.com/longboardgirls mevcut.

Tavsiyem Hd modda video dolduktan sonra tam ekran izlemeniz.

Read On 0 Yorum

Sevgililer Günü

Perşembe, Şubat 14, 2013



Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Saçmalığına inanmakla birlikte sevgilisi olan veya sevgilisi olmayıp sadece seven hatta abartıp herhangi birini veya bişeyi sevebilen herkesin sevgililer gününü kutluyorum. Ne diyor Zeynep Değirmencioğlu ablamız ; hayat sevince güzel, sevince tatlı günler. bir kuşu, kelebeği, bir taşı sevin yeter.

Sevgililer gününe karşı değilim ama saçma buluyorum. Aslında bu konuyu konuşacak son kişiyim. Sevgilisi olan biri çıkıp konuşsa daha iyi olur. Hadi ben kaçtım o zaman grşrz kib bye. Dur lan ne hemen trip yaptıysam öyle. Hem sevgilisi olan biri çıkıp böyle dese ona da başka kulplar takılır. Sevgilisi olmayıp benim gibi ahkam kesenlere de "efenim entelektüelleştirme savunma mekanizması bu. Kendinde hissettiğin yoğun olumsuzluk duygusundan kurtulmak için olayı sosyolojik boyutta değerlendiriyorsun. Uzanamadığın ciğere pis deme durumu." diyerek sesimizi kesiyorlar. Hep Amerika'nın işi bu. Kapitalist düzenin çarklarının birer parçası şey olduk çıktık. Yuhhh ben ne dolmuşum hacı ?

Neyse ister ciğer kedi üçgeni deyin ister entelektüelleştirme deyin ben fikrimi söyleyip çeker giderim. Karşı felan değilim Sevgililer Gününe. Zaten Sevgililer Günününün baş harflerini büyük yazmamdan ne kadar hoşgörülü olduğumu kestirebilirsiniz. Sokakta gördükleri sevgilileri odunlarla döven Hindularla beni aynı kareye sokanları levye ile kovalarım yeminle. Banane kutlayan kutlar, öpüşen öpüşür, el ele tutuşan el ele tutuşur. Banane yani. Hinduların yaptığı bildiğin barbarlık. Neymiş Hindu kültürünü bozuyorlarmış. Ulan eli sopalı dolaşıp sevgili avına çıkmak o kültürün bir parçasıysa bırak yok olsun o kültür. Bir türlü saçma bulmamın nedenine gelemedim. Bazılarınız ciğer ve kedinin bir üçgen oluşturmadığına takılıp kaldı görüyorum. Onlar blogdan çıkabilirler. Çıkış buradan ( Exit).

Sevgililer günü neden saçma ? Saçma çünkü sevmek kamuya mal olmuş bir konu değildir. Özeldir. Her çift için benzersizdir. O kişiye her gün aşıksın neden daha özel bir gün olsun ki. Ya da daha özel bir gün olacaksa neden üzerine vazife olmayan kişiler belirliyor o günü. Ben sevdiğim kişiye ne yapıyor olduğunu sorma hakkını bile kendimde göremiyorken sen kimsin ki özel bir gün tayin edeceksin bize. Onu da geçtim. Bence seven insan için zamansızlık söz konusudur. Gerçekten aşık olan biri için geceler gündüzleri ortadan bölen siyah çizgiler olmaktan çıkar ve günler birleşip tek bir gün olur. O gün , normal hayatta bir ömür eder ve o ömür zaten bir sevgililer günüdür. Uzunluğu onlara özgüdür. Dün bugün yarın olmaz aşık için. Saatler bile kaybolur. Sevdiği kişi kafasının içindeki bir saat olmuştur zaten. Tik tak tik tak. Bazen o tik taklar uyutur onu bazen de o tik taklar uyutmaz bir türlü. Ama uyutmadığında pilini çıkarıp koltuğa atmazsın bu saati. O tiktaklar kalbinin ritmini tutmuştur artık. Saat durduğunda ömür de biter sevgililer günün de.

Sev Dünyayı Açılır Her Kapı.

Read On 11 Yorum

Ulan Bi Bitmediniz .. !

Salı, Şubat 12, 2013


Blogun mu var derdin var. Blogun olana kadar bir dert olduktan sonra ayrı bir dert. 2007 den beri toplasam 20 blog açmışımdır. Bunların 15 ini ilk iki yılda açtığımı düşünürsek blogun olana kadar ki derdinin ne olduğunu tahmin edebilirsiniz. İlk problem hangi platformu kullanacağın. Gerçi şimdilerde "blogger" ilk akla gelen oluyor. Eskiden saçma sapan bir sürü site vardı. Çok fazla değişiklik yapılamıyordu üzerlerinde. Bir süre sonra daha iyisine rastlıyordun ona geçiyordun. Sonra daha iyisi çıkıyordu. Şimdi kalitesini kanıtlamış bir kaç blog sitesi var. Daha doğrusu kafa karıştıracak bir durum yok. Tek tek hepsini denemeye kalkışmıyorsun. Ya birini ya ötekini. İkinci sorun temaydı. Eskiden buralar hep dutluktu der gibi olacak ama eskiden bu kadar faydalı eklentiler yoktu. En baba blogda uyduruk bir saat eklentisi vardı o kadar. Ömür dediğin programına döndü yazı neyse. Bir başka sorun isimdi. Aslına bakılırsa o problem şimdilerde daha fazla yaşanıyor olabilir. İnternet uzayında milyonlarca çöp blog mevcut. Aklına bir isim gelmiş hemen blog açmış Sonra hiç dokunmamış. Ben de yaptım dedim ya. 20 blog açmışımdır ama 3 tanesinin adını hatırlayabiliyorum. Biri YurtTube mesela. O zamanlar öyle bir isim yoktu. Türk Video Blogu olabilir mi diye düşündüm. Sonra youtube un kendi ismine benzer siteleri kapattığını görünce emek vermeye gerek görmedim. Daha sonra o isimde başka bir blog açıldı. Öğrencilere yurt bulma hizmeti veren bir siteydi. Format farklı olduğu için olacak ki youtube kapatmadı. Ben bir süre sonra blog teması arama işlerine noktayı koydum. Bana en uygun tema buydu. Kullanımı pek kolay olmasa da görünümü hoşuma gidiyor hala. Bu temayı kullanan çok az blogger var ayrıca. Bu kadar hakkını vererek kullanana ise hiç rastlamadım. İsim blogda en önemli konulardan biri bence. Akılda kalmalı, çok uzun olmamalı, içerikle ilişkili olmalı, mümkünse Türkçe kararterler içermemeli vs. Ben bu blogu kolektif bir blog olsun diye açmıştım. En az 7 yazarı olacaktı. Hepsinin uzmanlık alanı farklı olacaktı. Herkesin bir günü olacaktı ve spor günü, moda günü, sinema günü, teknoloji günü diye kategorilere ayrılacaktı. Öyle başladık ama sonra vazgeçtik. Blog 5. yılına girdi. En çalkantılı dönemlerimi ve neredeyse tüm dalgalanmalarımı yansıttığı için ayrı bir önemi var benim için.




Blogun var derdin var dedim. Bunu durup dururken söylemedim tabi. Blog açmadan önceki problemlerden kısaca bahsettim. Açtıktan sonra da bir sürü problem yaşıyorsun. Bunlardan biri de spam yorumlar. Bu problemin çözümü iki ucu oklu değnek. Ya kelime doğrulama denilen lanet şeyi aktifleştireceksin ya da blog yorumlarını denetime tabi tutup spam algılamayı açacaksın. İkincisi spam mailleri engellemiyor ama spam yorumları engelliyor. Yani yorum yine geliyor ancak spam kutusuna düşüyor. Ama benim gibi rahatsız olduğunuz konu spam maillerin zırt pırt telefonunuzu öttürmesi ise bildiğim kadarıyla çareniz yok. Mesela bundan önceki cümleyi yazarken telefonum titredi. Noktadan sonra baktım ki yine spam mail. Belli ki bunları yazanlar insan değil. Çünkü insan bu kadar yüzsüz olmaz ki. Günde 10 sefer geliyor. Bazıları aynı mesaj ardarda geliyor. Spam spam spam.. Ne lan bu ? Sevdiğinden mesaj beklerken operatörden mesaj alan gencin dramı ile yarışır yeminle. Zaten günde 145 milyar mail gönderiliyormuş. 100 milyarı spam. Aha yine geldi. Ulan bii bitmediniz...


Read On 9 Yorum

Fobim | Tereyağlı Pekmez

Cumartesi, Şubat 09, 2013

Kuş gribi mi artık domuz gribi mi bilmiyorum. Ama kesin bi hayvan gribi bu. İnsan gribi böyle olmaz. Bi de öksürük var ki düşman başına. Ben niye böyle konuşuyorum yaa.. Bak şimdi de "yaa" dedim. "Düşman başına" yı zihnimde tam bi yere konduramasam da "yaa" ifadesini bir bayan ünlem ifadesi olarak kodlamışımdır. Ne? Bayan mı? Bayan mı dedim ben? Kadın mı diyeydim ? Susayım mı acaba? Hastayım dedim dedim inanmadın bak ne oldu şimdi?

Sağolsun Seyhan ne gribi olduğumu öğrenebilmem için bir öneri sundu.

Doktora git !

Yani özetle böyleydi . Tembellikte son nokta: 140 Karakterin bile özetini çıkardım.

Annem de ısrar edince beraber en yakın sağlık ocağına gittik. Hastaneye felan annenle gitmeyecen hacı. Hastaneye annenle gidersen o güzel doktor "oğlan" diye bahseder senden. Yapma. Tek git. Annem girer girmez bi başladı. İlk önce "Çok öksürüyor" dedi. İftira. Ben o zaman öksürmüyordum ki.

Bir önceki geceye giderler.

Sahne 75 / Ev / İç / Gece

Herkes uyumuştur. Fatih' de ışığı kapatır. Kapatmadan önce yatak ile ışık arasındaki engelleri hafızasına kaydeder ve zihinsel haritasına uyarak yatağına döner. Yorganı üzerine çeker. Başını yastığa koyar ve ışık yanar. Işığın düğmesinin arasına kireç girdiği için zaman zaman böyle cinslikler yapmaktadır. Ancak sinirle yatağından doğrulduğunda annesi ile göz göze gelir. Elinde yıllardır ailenin kahrını çeken yumurta tavası vardır. Fatih iyi bilir ki o tavada çok sevdiği yumurtalar değil hiç sevmediği tereyağlı dut pekmezi bulunmaktadır. Kokusu bile midesini bulandırmaya yeterken annesi kaşığı eline çoktan tutuşturmuştur. Bundan kaçış olmadığını çocukluğunun ilk yıllarından beri bilmektedir. O işkenceyi bir an önce atlatmak için hızlı hızlı kaşıklar pekmezi ve ne olursa o anlarda olur. Pekmez genzine kaçar ve sabaha kadar sürecek bir öksürük fırtınası başlar.


Sahne 82/ Hastane / iç / Gündüz

D- Geçmiş olsun neyin var?
F- Boğazım Ağr...
A- Çok öksürüyor.
F- O bağazıma dizdiğin pekmezdendi.
A- Çok çabuk hastalanıyor.
D- Hmmm.. Pekmezi yediyse bişeyi kalmaz..
F- Bu kış ilk kez hastalandım.
D- asdfg..
F- hjklşi

...

A- (Anne kendi hastalığına geçmiştir) Dün 5 saat bekledim sonuç için. Sanki bir sonuç mu çıktı? Hiç bişeyim yokmuş.
F- Ne o anne bişey çıkmadı diye üzülüyor musun ?
D- (Doktor gülerek anneye konuşur) Bu oğlanlar neden hep bizimle dalga geçiyorlar?
F- Eeee ama "o kadar bekledim bişey çıkmadı" dedi. Çıksa mı iyiydi ? Ne güzel işte şükür ki çıkmamış.

Gülmeler. Konuşmalar.

Fatih , "oğlan" kelimesini unutmamıştır.

Grip illa bir başkasından bulaşan hastalık değildir ama eğer bana bir başkasından bulaştıysa o kişiye şöyle bir bedduam var ; Kaldırımda yürürken sol ayağının üstü kaşınsın da sağ ayağının topuğunu kaşınan yerin üzerine basama.


Foto Kynk : Deviantart


Read On 13 Yorum

Güneş Batmış Banane !

Perşembe, Şubat 07, 2013


Küçükken akşamüstü oynayan çizgi filmleri izlemekten hoşlanırdım en çok... Hala da öyle.. Gerçi ayda yılda bir denk geliyorum ama o vaktin farklılığının farkına varıyorum gördüğünüz gibi. Neden olabilir acaba ? Belki tüm dertlerini unutturduğu için belki de battığını bile farketmediğin güneş, karanlık denilen battaniyeyi hiçbir yerin dışarda kalmayacak şekilde üzerine örttüğü için. Bu vakitteki kendinden geçiş çocukluğuna yaklaştırsa da seni, boşuna ümitlenme büyüdün artık ne yazık ki. Çünkü küçükken tek korktuğun karanlıktı şimdi ise karanlıkla örtüyorsun üstünü ve küçükken kaçtığın karanlıklara sığınıyorsun en çok. Neyse konumuz akşamüstü izlenen çizgi filmlerin verdiği huzur. Diyorum ki belki de hava kararırken izlenilen çizgi filmin verdiği huzuru arıyoruz birinde. Bize güneşin battığını farkettirmeyecek birini.

Read On 4 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    1 yıl önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar